Ertuğrul Özkök (Hürriyet) – 2003

Ali Kocatepe

Ertuğrul Özkök (Hürriyet) – 2003

1958 yılının güzel bir bahar sabahı. İzmir’in Alsancak semtinde bir ev. Adres, Şerafettin Bey Caddesi, 1462 sokak No: 7.

İkinci Kordon’u dikine kesen, o klasik iki katlı cumbalı İzmir evlerinden biri.

Altında bir yorgancı var. Kapının hemen önünden başlayan merdivenle ikinci kata çıkıyoruz. Merdiven cumbanın bulunduğu salona açılıyor.

İzmir’in dar sokakları, Ege’nin sıcak güneşini mahalleye sokmuyor. Ama denize dik açılan bu sokak, o yıllarda imbat rüzgarını dar bir boru gibi mahallenin akciğerine kadar getiriyor.

Papatya mevsimi.

***

İşte böyle bir günde, iki çocuk cumbanın önündeki salonda hararetli bir biçimde tartışıyorlar.

Konu “Cem Sultan”… Müthiş bir münazara konusu var.

İkinci Bayezid mi, yoksa Cem Sultan mı haklıydı? İki çocuğun da gönülleri Cem Sultan’dan yana. Ama o tarihi hakikat de önlerinde. Sultan Bayezid, Osmanlı’nın o çok övündükleri ‘yükselme döneminin’ padişahı.

Bu iki çocuktan biri Ali Kocatepe.

Büyüyecek, ünlü bir besteci ve yorumcu olacak. Öteki ise ben.

Gazi İlkokulu’nda okuyoruz. Aynı sınıftayız.

Ve bir piyes senaryosu yazıyoruz. Oyunun adı ‘Cem Sultan Vakası’ olacak. Henüz ikimiz de yaratıcılıktan nasibimizi alamamışız.

Öğretmenimiz Hatice Birkan müthiş bir insan. Adı, ölünceye kadar ruhumuza kazınmış.

Sınıfta yazdığımız oyunu sahneye koyacağız. Eser ortak. Büyük çalışmalardan sonra senaryoyu bitiriyoruz.

İki sayfa…

Evet senaryo iki sayfadan ibaret. Gerisini savaş sahneleri ile doldurmuşuz. Ana fikir yeter diye düşünüyoruz. 40 dakikalık oyunun önemli bir bölümünü de ‘emprovizasyona’ bırakıyoruz.

İyi tahmin ettiniz, doğaçlama yapacağız.

***

Kostümleri, annesi Alman olan bir kız arkadaşımız sağlıyor.

Adı Negla. Sarışın ve güzel bir kız. Boyu bizden uzun. Annesi Alman olduğu için ona baş kadın rolünü veriyoruz. Kılıçlar tahtadan yapılıyor. Sonunda oyunu sınıfta sahneliyoruz. 40 dakikanın neredeyse 20’si savaşla geçiyor. Oyun çok tutulduğu için, 5A sınıfından da teklif geliyor. Orada da oynuyoruz.

Bu Gazi İlkokulu’ndaki ikinci sanat denemem oluyor.

Birincisinde okul müsameresindeydi. Müzik öğretmenimiz Fikri Şenürkmez ‘castingi’ yaparken bana da bir rol vermişti. ‘Yedek kurt’ rolü. Yani kurt rolünü oynayacak asıl arkadaş hastalanırsa, sahneye ben çıkacağım. Ama o hastalanmıyor, ben de hep kuliste beklemek zorunda kalıyorum.

***

Ali’yle yollarımız ilkokuldan sonra ayrılıyor. O Atatürk Lisesi’ne gidiyor, ben Namık Kemal Lisesi’ne.

Birbirinin rakibi iki okul.

İzmir’in West Side Story’sinin iki çetesi gibi oluyoruz.

Ali lisede bir orkestra kuruyor. Biz de Namık Kemal Lisesi’nde. Adı ‘Hayaletler’. Yanlış anlamayın, ben yine yedekteyim. Menajerlik yapıyorum.

Ali o yıllarda müthiş bir atak yapıyor ve Yeni Asır Gazetesi’nin haftada bir yayınlanan müzik sayfasının başına geçiyor. Ve her hafta orada, kendi orkestrasını övüp, bizimkini yerden yere vuruyor. Bir gün aramızda karar veriyoruz. Okul çıkışı Ali’yi sıkıştırıp bir güzel pataklayacağız.

Son anda vazgeçiyoruz.

Ali’ye hem kızıyorum, hem de sayfasını çok beğenerek okuyorum. Rolling Stones adını ilk defa onun sayfasında öğreniyorum.

***

Sonunda hayat bizi bugünlere getiriyor.

O hayata gazeteci ve müzisyen olarak başladı. Ama asıl hayatı olan müzikte kaldı.

Ben ise bir basgitarcı adayı olarak başladım. Ama müzisyenlik hayatım bir nota bile öğrenemeden bitti. Gazeteci oldum.

Ali şimdi yeni CD’sini çıkardı. Büyük keyifle onu dinliyorum. Özellikle de ‘Bir Küçük Ayrılık’, ‘İstanbul Boğazı’ ve içinde bol bol Konak, Kemeraltı, Karşıyaka kelimeleri geçen ‘Vay Duruşun Pek Yaman’ şarkısını.

Yaşa Ali, iyi ki böyle bir arkadaşım var, iyi ki içi dışı böylesine iyi, böyle büyük bir sanatçımız var…”

Have your say