Hıncal Uluç (Erkekçe) – 1986

Ali Kocatepe

Hıncal Uluç (Erkekçe) – 1986

“İkimiz de yeni boşanmıştık. Ben İstanbul’a yeni taşınmıştım. Aynı evi paylaşmaya karar verdik Ali ile.. Yıllanmış dostumu, özellikle onun müzisyen yanını bu birliktelik sırasında yakından tanıma fırsatı buldum.

Ali’ye ilham sözlerle birlikte geliyor. Ya içine doğuyor, oturup bir söz yazıyor ya da kitaplığındaki bitmez tükenmez şiir kitaplarını karıştırırken birine takılıp kalıyor ve notalar kafasında oluşmaya başlıyordu.. Genellikle de gece yarısından sonra, ortalıktan el ayak çekilince geliyordu ilham perisi…

Son zamanlarda Ali üzgündü.. Dertliydi.. Kederliydi.. İlham perisi onu sık ziyaret ediyor, ama içinden beste yapmak gelmiyordu.. TRT, Türk Hafif Müziğinin belini kırma kararını en yoğun şekilde yürütüyor, Türk bestecilerinin özgün yapıtlarını bile, üzerine Türkçe söz yazılmış Yunan şarkısı ile eşdeğerli tutup “Türkçe sözlü hafif müzik” başlığı altında yayınlıyordu. Çok sesli hafif müziği, bir ayak numarası ile, alaturkacılara bırakmıştı. Bir alaturkacının yaptığı ve bir alaturkacının okuduğu şarkı denetimden geçerken, besteci veya okuyanı hafif müzikçi olanı, denetime bile girmeden red kararı alıyordu. TRT çağdışılığa düşmüştü.

Plak piyasası neredeyse yok olmuştu. Böyle olunca, hafif müzik sanatçıları da birer birer piyasadan çekilmeye başlamışlardı. Kimisi alaturkaya gitmiş, kimisi müzik dışı uğraşlarla geçim derdine düşmüştü..

***

Ali, kime niçin beste yapacaktı?..

Bu sorunun yanıtı yoktu ama, Ali’nin içinde yaratma dürtüsü rahat durmuyordu. Bir gece elinde bir antoloji ile boğuşuyordu gene… Laf lafı açtı… Konu bir müzikli antolojiye geldi.. Ünlü ozanların ünlü şiirlerinden oluşan bir antoloji… Ya da Türkçe adı ile Güldeste.. Ali besteleyecekti.. Peki kim okuyacaktı?.. Tabii, Ali Kocatepe ile geçmişte harika bir işbirliği içindeki Nükhet Duru… Plaktan çok kaseti düşünüyordu Ali.. İnsanlar evlerinde ya radyo ya TV ile meşgullerdi. Oysa hemen her arabanın kaset teybi vardı.. Kasetin satış şansı fazlaydı.. Güldeste tutacak ve seri halinde devam edecekti..

Sonra Nükhet de savaşı kaybetti.. Bıraktı hafif müziği..Kendisini Nükhet Duru yapan müziğe hem de meydan bomboşken sırtını çevirdi.. Assolist olmanın şanına ve parasına kapılıp alaturkaya döndü.. Dönmekle de kalmadı, kendisini Nükhet Duru yapan müziği de inkar edip “Bu tür müziği artık sevmiyorum. Meğer ben alaturkacıymışım” demeğe başladı.. Oysa biz, Nükhet’in ticari zorunluluklar içinde alaturka okuduğunu, plak dünyasında hala hafif müzikçi kalacağını düşünüyorduk..

Bu büyük darbe oldu Ali için.. Kim seslendirecekti şimdi Güldeste’yi.. İşte o sırada Aysun çıktı ortaya.. Çetin İnöntepe’nin kızı, Selma Güneri’nin yeğeni Aysun.. Ali’nin önce flörtü, sonra nişanlısı, sonra eşi oldu.. Dostlar arasındaki eğlencelerimizde Aysun da zaman zaman Ali’nin gitarı eşliğinde şarkılar söylüyordu.. İlgi çekici bir sesi ve yorumu vardı.. Ali ile evlenip onun evine yerleşince, tekniğini de büyük bir hızla geliştirdi… Artık Aysun’un hazır olduğunu hissediyorduk..

***

Güldeste projesi işte o zaman raftan indi ve işleme kondu.. Besteleme ve hazırlama devresi aylar sürdü.. Bütün gününü Erkekçe ile geçiren Ali, geceleri sabaha kadar müzikle uğraştı ve sonunda Ali’nin besteleri, Aysun ile Ali’nin vokalleri ile Güldeste ortaya çıktı.

***

On şarkı var kasette. On ozandan.. Bunlardan ikisini daha önce başka yorumculardan dinlemiştiniz.. “Ali”yi, Faruk Nafiz’in  TRT tarafından muzır bulunup reddedilen insancıl şiiri “Ali”yi Nükhet Duru ve Sezen Aksu, Sabahattin Ali’nin gene TRT tarafından ozanın adı yüzünden “Muzır” bulunan “Yaşamak”ını da Modern Folk Üçlüsü seslendirmişti.. Öbür sekiz tanesi yeni.. Bu yenilerin herbiri, Nükhet Duru’yu bir kez daha hafif müzik tahtına oturtur, tıpkı “Melankoli” ve “Ben Sana Vurgunum” plağında olduğu gibi, yeri yerinden oynatırdı.. Birbirinden güçlü sözler, müzikle öylesine bir uyum içinde birleşmişlerdi ki.. İyiyi en iyiyi seçmek güçtü.. İnsanın keyfine, havasına, yerine ve zamanına göre, her defasında bir başkasını en çok seviyordunuz..

Gevheri’nin “Kimseler Bilmez”i, Karacaoğlan’ın “Yürü Bre Yalan Dünya”sı, Dadaloğlu’nun “Hezele”si, halk ozanlarının Anadolu motifleriyle bezenmiş türküleriydi…

Necip Fazıl’ın “Ayrılık Vakti”, Cahit Külebi’nin “Sabret”i, Behçet Kemal’in “Bir Yangın İstiyorum”u, Ahmet Muhip Dranas’ın “Gözlerimde Bulut Saçlarımda Çiğ”i, Cahit Sıtkı’nın “Ay Buluta Girdiği Gecelerde”si ise çağdaş ozanların çağdaş bir anlayışla müziklendirmelerinin örnekleriydi.

***

Bize sorarsanız hepsi birbirinden güzel.. Ve gene bize sorarsanız, Ali’nin eşliğinde Aysun, müzik dünyamızın bu yepyeni, taptaze sesi, bütün şarkıları hem sözlerin hem de müziğin hakkını vererek, nefis yorumluyor.. Ali’nin bestelerini birer birer dinlerken, hep Nükhet’in kulaklarını öfke ile çınlatıyor ve “Ah Nükhet ah” diyorduk. Aysun’u dinleyince, Nükhet’e artık kızmaz olduk. Hatta Türk hafif müziğine bu yeni sesin kazandırılmasına bilmeden yol açtığı için, teşekkür etmemiz gerektiğini bile düşündük..”

Have your say